HABERLER

MAKALE Sütlü tatlılar, içerdikleri süt, krema, yoğurt gibi süt ürünleri ile besleyici ve lezzetli bir seçenek olarak sofralarımızı süsler. Ancak, bu tatlılar, içerdikleri yüksek nem, protein ve karbonhidrat içeriği nedeniyle mikroorganizmalar için uygun bir ortam oluşturur. Bu da sütlü tatlılarda hızlı gıda bozulmasına neden olabilir. Gıda mühendisleri, bu bozulma süreçlerini anlamak ve önlemek için çeşitli yöntemler ve teknikler kullanır. Bu makalede, sütlü tatlılarda gıda bozulmasına sebep olan faktörler ve gıda mühendislerinin alabileceği önlemler hakkında bilgi vereceğiz.  
Mikrobiyal Kontaminasyon: Sütlü tatlılarda en yaygın gıda bozulma sebeplerinden biri mikrobiyal kontaminasyondur. Makale'nin
MAKALE Zeytin, sağlıklı yağlar, antioksidanlar ve diğer besin maddeleriyle dolu olan popüler bir gıdadır. Ancak, zeytinin taze ve lezzetli kalmasını sağlamak ve raf ömrünü uzatmak önemlidir. Zeytinlerin raf ömrünü uzatma konusunda çeşitli yöntemler ve ipuçları bulunmaktadır. Bu makalede, zeytinin raf ömrünü nasıl uzatabileceğiniz hakkında bazı önemli bilgileri paylaşacağız.  
Doğru Saklama Koşulları: Zeytinleri taze ve uzun süre dayanıklı tutmanın en önemli faktörlerinden biri doğru saklama koşullarını sağlamaktır. Zeytinleri serin, kuru ve karanlık bir yerde muhafaza etmek önemlidir. Ayrıca, zeytinlerin hava almayan bir kapta saklanması da önemlidir. Zeytinlerin üzerini zeytinyağı veya salamura ile kaplamak da raf ömrünü uzatmada etkili bir yöntemdir. Makale'nin
MAKALE Bu önlemler, yoğurt üretiminde mikrobiyal sorunları minimize etmek ve ürün kalitesini korumak için önemlidir.   Sütte mikrobiyolojik analizi yapmak için firmamız tarafından özel steril şartlarda üretilen hazır besiyerlerinden kullanabilirsiniz. İnkübatör olarak Minkübatör ürünümüzü tercih edebilirsiniz.    Hazır besiyerleri hakkında bilgi için burayı tıklayınız.   Minkübatör hakkında bilgi için burayı tıklayınız.  
Makale'nin
MAKALE Suda Sülfit İndirgeyen Bakteriler: Özellikler ve Önemi

Sülfit indirgeyen bakteriler, sucul ortamlarda yaygın olarak bulunan mikroorganizmalardır. Bu bakteriler, sülfit (SO3^2-) gibi oksitleyici olmayan bir bileşiği sülfat (SO4^2-) formuna indirgeyerek enerji üretirler. Sülfit indirgeme yeteneği, çeşitli ekolojik ve endüstriyel süreçlerde önemli bir rol oynar.

Sülfit indirgeyen bakterilerin özellikleri çeşitlilik gösterir. Genellikle Gram negatif ve Gram pozitif olabilen farklı türleri bulunur. Bu bakteriler aerobik veya anaerobik koşullarda yaşayabilirler. Bazıları çeşitli organik veya anorganik bileşiklerin varlığında sülfit indirgeme yeteneklerini sergilerken, diğerleri sadece sülfiti indirgeyebilir. Makale'nin
MAKALE
  Limon

Limon, gıdaların raf ömrünü uzatmak için yaygın olarak kullanılan doğal bir üründür. Limonun antimikrobiyal özellikleri, gıdaların bozulmasını önleyebilen asidik bir etkiye sahiptir. Limon suyu, et, sebze ve meyvelerde kullanılabilir. Ayrıca, gıdaların üzerindeki bakteri ve mantarların büyümesini önleyerek gıdaların raf ömrünü artırmaya yardımcı olur. Limon ayrıca antioksidan özellikleri ile de bilinir ve gıdaların antioksidan kapasitesini artırarak, gıdaların taze kalmasına yardımcı olabilir.

Adaçayı

Adaçayı, gıdaların raf ömrünü uzatmak için yaygın olarak kullanılan diğer bir doğal üründür. Adaçayı, et, balık ve sebzelerin üzerine sürüldüğünde, gıdaların raf ömrünü uzatan antimikrobiyal özelliklere sahiptir. Makale'nin
MAKALE Havadaki mikroorganizmalar, gıdaların işlenmesi, ambalajlanması ve depolanması sırasında gıdalara bulaşabilir. Bu mikroorganizmalar, Salmonella, Listeria, Escherichia coli (E.coli), Staphylococcus aureus ve diğer patojenik bakteriler gibi çeşitli hastalık etkenleri olabilirler. Bu nedenle, havadaki mikrobiyal yük, gıda üretiminde ciddi bir risk oluşturur.  
Örneğin, unlu mamuller gibi kuru gıdalar üretirken, unu karıştırma, yoğurma ve paketleme gibi işlemler sırasında havadaki mikroorganizmalar gıdaya bulaşabilir. Bu durum, Salmonella gibi patojenik bakterilerin gıdada çoğalmasına neden olabilir ve sonuç olarak, tüketici sağlığını tehdit eden bir ürün ortaya çıkabilir.

Diğer bir örnek, süt ürünleri üretimindeki risklerdir. Süt işleme tesisleri genellikle açık havada bulunur ve bu nedenle havadaki mikroorganizmalar süt ürünlerine kolayca bulaşabilir. Makale'nin

Peynir Üretiminde Şişme Sorunu

2 yıl önce 4942 Okunma
MAKALE Şişme sorunu, peynirlerin üretim sırasında hacimlerinin ve boşluk oranlarının artması sonucu oluşur. Bu sorun, çoğunlukla sert ve yarı sert peynirlerde meydana gelir ve peynirin kalitesini olumsuz etkiler. Şişme, peynirin yüzeyinde çatlaklar, delikler ve ayrıca tat ve aroma kaybına neden olabilir.  
Şişme sorununun nedenleri arasında, sütün kalitesindeki değişiklikler, sütün yeterince asitlenmemesi, yanlış sıcaklık ve nem kontrolü, yanlış bakteri kullanımı ve peynirdeki hava kabarcıklarının yeterince çıkarılmaması yer alır. Şişme, ayrıca sütün yeterince süzülmemesi veya peynirin preslenmesi sırasında yeterince sıkıştırılmaması nedeniyle de oluşabilir.

Peynir üretiminde şişme sorununun çözümü için, süt kalitesinin kontrolü çok önemlidir. Makale'nin
MAKALE Kuskus, İrmik 
Avrupanın ve dünyanın önde gelen firması ZeuLab'ın üretmiş olduğu Proteon Express alerjen test kitleri artık Diatek'ten temin edebilirsiniz.

HIZLI ALERJEN KİTLERİMİZİ İNCELEMEK İÇİN TIKLAYINIZ..

Proteon Gluten Express - Hızlı Glüten Alerjen Kit
Proteon Duo Milk (Süt) Express - Hızlı Alerjen Kit
Proteon Hazelnut (Fındık) Express - Hızlı Alerjen Kit
Proteon Almond (Badem) Express - Hızlı Alerjen Kit
Proteon Soy (Soya) Express - Hızlı Alerjen Kit
Proteon Fish (Balık) Express - Hızlı Alerjen Kit


Diatek ZeuLab'ın Türkiye tek yetkili satıcı distribitörüdür. 
Makale'nin

Unda Sedimantasyon Testi

2 yıl önce 5072 Okunma
MAKALE İlk olarak 3,2 g un tartıp 100 ml’lik kapaklı mezür içerisine alınır. Pipet yardımıyla 50 ml brom fenol mavisi unun üzerine ilave edilir ve mezürün kapağı kapatılır. Kapak kapalı bir şekilde 5 sn içinde 12 kez yatay olarak çalkalama yapılır. Bu şekilde un ile çözeltinin iyice karışması sağlanmaktadır. Burada mezürün cidarlarında un parçacıklarının kalmamasına dikkat etmemiz gerekir. İyice karıştırdıktan sonra mezürü sedim cihazına yerleştirilmektedir. Burada da 5 dakika kadar bir süre çalkalanması sağlanır. Sürenin tamamlanmasının ardından mezür içerisine 25 ml laktik asit çözeltisi ilave edip tekrar sedim cihazında 5 dakika karıştırılır. Hemen sonrasında düz bir zeminde 5 dakika beklemeye bırakılmaktadır. Sürenin sonunda dibe çöken kısmı ml cinsinden mezür üzerinde okuma yaparız. Okunan bu değer sedimantasyon değeri olarak tanımlanır. Makale'nin

Gıdalarda Tekstür Analizi

2 yıl önce 4644 Okunma
MAKALE 2- Enstrümantal Metot ( Objektif Metot)  
Gıdaların duyusal özellikleri genel olarak görünüş, lezzet ve tekstür olmak üzere üç ana grup altında incelenmektedir. Tekstür, gıda maddelerinin işlenme, raf ömrü ve tüketici tercihlerini etkileyen en önemli kalite kriterlerinden biridir. Gıdaların tekstürel özellikleri üç grupta incelenmektedir;

Mekanik özellikler (sertlik, yapışkanlık, viskozite, elastiklik, bağlılık)
Geometrik özellikler (boyut, şekil özellikleri)
Gıdanın bileşimi ile ilgili özellikler (yağ, nem içeriği gibi)

Tekstür analizleri duyusal ve enstrümantal olarak gerçekleştirilebilmektedir. Ancak duyusal yöntemler subjektif olduğundan, daha duyarlı ve tekrar edilebilir sonuçlar elde edilebilen enstrümantal yöntemler daha çok tercih edilmektedir. Makale'nin
MAKALE “Etikette belirtilmesi zorunlu alerjen bileşenler Ek-8 listesinde yer almaktadır. Bu bileşenler son üründe değişik bir formda olsalar bile, etikette açıkça belirtilmelidirler. Ancak gıda maddesinin ismi, ilgili bileşeni içeriyorsa, ayrıca bir ifadeye gerek yoktur. Bununla birlikte, gıdanın üretiminde kullanılan herhangi bir maddenin kendisi veya değişik formu ürün içinde bulunuyorsa ve bu madde yer alan bileşenlerden oluşuyorsa, bu bileşen etiket üzerinde belirtilir. Alkollü içecekler için de aynı kurallar geçerlidir.”  
Gıda alerjen testleri mevzuatta belirlenmiş şekliyle gıda etiketleme gerekliliklerinin, gıda güvenliğinin ve tüketici sağlığının korunması bakımından tespit edilmesi gerekmektedir. Alerjen tarama gerekliliği ayrıca firmaların hedef pazarları ve ihracattan beklentileri bakımından da önemlidir. Makale'nin

Kırmızı Et Alerjisi

2 yıl önce 2569 Okunma
MAKALE Gün geçmiyor ki yeni bir alerji türü öğrenmeyelim. Kırmızı et alerjisi pek de alışılagelmiş alerji türlerine benzemiyor, kene ısırdıktan sonra ortaya çıkıyor ama diğer alerjiler gibi kaşıntı, karın ağrısı, kusma, ishal, nefes darlığı, bayılma gibi belirtilere yol açıyor. Tüm memeli hayvanların etinde alfa gal (galaktoz-α−1,3-galaktoz oligosakkaridi) isimli bir madde bulunur. Kene ısırığı sonrası kişide alfa gale karşı alerji gelişir ve o zamana kadar kişi sorunsuz bir şekilde memeli hayvanların etlerini tüketebildiği halde alerji geliştikten sonra kırmızı et yediğinde alerjik reaksiyonlar gösterir. Kene ısırığı olmadan da bazı hastalarda kırmızı et alerjisi gelişebilir. Makale'nin